Mehmet Sait TANDOĞAN

Mehmet Sait TANDOĞAN

Buyur Allah'ım! Buyur Rabbım! Emrini duydum, Davetine uydum. Her emrini yerine getirmek için huzuruna geldim... Allah'ım senin her davetine uymak benim boynumun borcudur. Senin saltanatında eşin ve ortağın yoktur. Allah'ım, bütün varlığımla sana yöneldim! Hamd sanadır... Nimet sendendir...Mülk ve saltanat sadece senindir. Bütün bunlarda eş ve ortağın yoktur!
30 Temmuz 2018 Pazartesi 16:11:57
111 kez okundu.

Hac, Dünyanın her köşesinden; 
"Ve insanları hacca davet et! Gerek yaya, gerekse hızlı yol alma yeteneğine sahip ulaşım araçlarına binerek her bir yoldan senin çağrına gelsinler."(Hac:22/27)
İlahi çağırısına gönülden katılan ve : " Buyur Allah'ım! Buyur Rabbım! Emrini duydum, Davetine uydum. Her emrini yerine getirmek için huzuruna geldim... Allah'ım senin her davetine uymak benim boynumun borcudur. Senin saltanatında eşin ve ortağın yoktur. Allah'ım, bütün varlığımla sana yöneldim! Hamd sanadır... Nimet sendendir...Mülk ve saltanat sadece senindir. Bütün bunlarda eş ve ortağın yoktur! " ( Sahih-i Buhari, Tecrid-i Sarih, C. VI, S. 77) 


Diye Telbiye getirerek, Mukaddes topraklara koşan milyonların kutsal yolculuğu...
Kelebeklerin ışık çevresindeki aşk uçuşlarını andıran Kabe'yi tavaftan sonra, yüreği evladına bir yudum su bulma aşkıyla dolu Hacer Anamızın Safa ve Merve tepeleri arasındaki koşuşunu simgeleyerek hatıra ve heyecanların en tatlısını yaşatan Sa'ydan sonra Arafat... Hac ibadetinin en önemli anı şanlı peygamberimiz; " Hac Arafat'tır, Hac Arafat'tır, Hac Arafat'tır... " (Tirmizi, Tefsir'ül-Kur'an; 2) diye önemine binaen üç kere tekrarlamıştır. Çünkü, Arafat Vakfesi Haccın iki ana rüknünden biridir. Yani Haccın olmazsa olmazlarındandır.

arafat dağı, arafat


Allah Elçisinin hacca gideceği İslam aleminin her tarafından duyulduğu için hacca gelenlerin sayısı 140.000' e yaklaşmıştır. İşte bu insanlar, 9 Zilhicce 10 Hicri, 08 Mart 632 Miladi tarihinde kadın-erkek Evrensel peygamber Hz. Muhammed (S.A.V) in Arafat meydanındaki Rahmet dağının tepesinden irad edeceği tarihi hitabesini dinlemek üzere pür dikkat kesilmişlerdi.


Bu hutbe bir Anayasa metni gibi, insanların görev ve yükümlülüklerini dile getirmekte ve üç ay kadar sonra vefat edecek olan son Nebi'nin gerçek vasiyeti niteliğini taşımaktaydı. Adeta 23 yıllık İrşat ve Tebliğ sürecinin özeti gibiydi.


Bu hitabesinde Allah Elçisi, Allah'a hamd ettikten sonra;
" Ey İnsanlık! Gerçekten sizin kanlarınız, mallarınız, Namus ve şerefleriniz Rabbinizle buluşuncaya dek kutsaldır, dokunulmazdır. Koruma altına alınmıştır.
Cana, Mala ve namusa gerek sözlü, gerekse fiili saldırı haramdır. 
Yaşama hakkı tabii bir haktır. Şeref, haysiyet ve hürriyet saldırıdan korunmuş haklardır. 
Faizin her türlüsü haramdır...
Kan davası haramdır...
Emanetler ehline verilmeli, emanete hıyanet edilmemelidir...
Kadınların ve erkeklerin karşılıklı hak ve görevleri vardır. Herkes hak, vazife ve sorumluluğunu bilmelidir...
Hiç kimseye şiddet uygulanmamalı, özellikle kadın ve çocuklara...
Hem kadın, hem erkekler zinadan şiddetle kaçınacaklardır...
Bütün Müslümanlar kardeştir. Her türlü sınıfsal farklar ve ayrıcalıklar kaldırılmıştır. Üstünlük Allah'a karşı sorumluluk bilincine ve güzel ahlaka sahip olmakladır...
Herkes emrinde çalıştırdığı hizmetli ve işçilerine iyi davranmak zorundadır...
Ne zulmetmeli, ne de zulme uğramalı...
Halkın malı haksız yere yenemez. Birine ait bir şey sahibinin izni olmadıkça başkası tarafından kullanılamaz...
Müslümanlar birbirleriyle boğuşmaktan sakınacaklardır. Birbirleriyle boğuşmaya kalkışan Müslümanların arası bulunacak ve derhal sulh edilecektir...
Allah'ın kitabına ve Peygamberin sünnetine uyanlar asla sapıklığa düşmezler...
Bunun için; Müslümanları ayakta tutacak olan en önemli hususlar:
İslam'ın öngördüğü sadelikten ayrılmamak, aşırılıklara kaçınmak, sadeliği tercih etmek, Beş vakit namaz kılmak, 
Ramazan orucunu tutmak, Dini ölçüye göre zekatı vermek, Yine Dinin öngördüğü imkanlara kavuşanlar için ömürde bir kez Haccetmek, yoksulları garipleri görüp gözetmek, Allah'ın emirlerine uymak yasaklarından kaçınmaktır. " 

Hutbe tamamlanınca Allah Elçisi orada bulunan 140.000'e yakın Müslüman'ı İslam'ı tebliğ ettiğine dair şahit gösterdi; 
" Ey İnsanlar! yarın beni sizden soracaklar, ne dersiniz?
Dinleyenler hep bir ağızdan:
" Allah'ın Elçiliğini yaptın. Emir ve yasaklarını bize tebliğ ettin. Bize öğütte bulundun." diye şahitlik ederiz. " 
Deyince, Allah Elçisi şahadet parmağını göğe doğru kaldırarak üç kere:
"Şahid ol Ya Rab ! Şahid ol Ya Rab ! Şahid ol Ya Rab ! " Buyurmuştur. 
Şanlı Peygamberimiz'in çok meşhur olan bu hitabesi " Veda Hutbesi " adıyla Hadis, fıkıh, Siyer, Megazi, Tarih ve Tefsir kitaplarında en sağlam delillerle yer alarak günümüze kadar gelmiştir. (Sahih-i Buhari, Tecridi Sarih: Cilt. 10,Sayfa: 397 ve devamı) 
Allah Elçisi Arafat'ta bu hutbeyi okuyarak bize göstermiştir ki, Her yıl Dünya'nın en ücra köşesinden Hacca giden Müslümanlar Arefe günü yani Zilhicce ayının 9 'unda istisnasız Hac ibadetinin hem farzı ve hem de rûknu olan arafat vakfesini yapmak üzere bu alanda bulunurlar. İşte her yıl bu kutsal yerde bütün İslam aleminin temsilcilerinin huzurunda, problemler dile getirilmeli, konuşulup müzakere edilmeli, pürüzler giderilmeli ve Müslümanların İslam kardeşliği pekiştirilmelidir.

 

Hac, İbadet, Umre, Arafat,


Her devirde ve özellikle günümüzde Haccın ana amacı bu olmalıdır.
Yukarıda zikrettiğimiz Allah Elçisinin "Hac Arafat'tır !" diyerek üç kere tekrarladığı hadisinin vürud (söyleniş) sebebi ve hikmeti de inanın ki, budur.
Bu konuda Ulu Allah buyurur ki; "Müminlerden iki grup çarpışırsa, aralarını bulun, onları barıştırın." (Hücürat: 49/9) İslam aleminde yangın var, gelin beraber söndürelim!


Ayrıca İslam, adından da anlaşılacağı üzere Barış dinidir. Arafat'ta yapılacak müzakerelerde dünya barışının sağlanmasına yönelik çalışmalar da yapılmalı. Çünkü Allah Dünya barışının sağlanması görevini de Müslümanlara vermektedir. İşte ispatı;
"Öyleyse sizler hayra çağıran, meşru ve iyi olanı öneren, kötü ve yanlış olandan sakındıran, ümmet olmanın gereğini yapan bir ümmet olun! İşte onlardır ebedi saadete erecek olanlar" ( Al-i İmran: 3/104)
Bu ayet, Peygamberden sonra irşat ve tebliğ görevini Ümmete yüklüyor. Ümmet, hem Müslümanlar arasında hem de tüm insanlık arasında barışı sağlamakla yükümlüdür. 


Hz. Muhammed (S.A.V) in vahye (Kur'ana) ilişkin sorumluluğu O'nun vefatından sonra Ümmete kalmıştır. Kur'anın Hz. Peygamberin şahsı için zikrettiği her fazilet ve ödülü ümmeti için de zikretmiştir. 
Dünya barışını sağlama görevinin Muhammed Ümmetine verildiğine dair Kur'andan bir çok ayeti zikredebiliriz. 
"Siz insanlık adına çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz, iyi ve doğru olanı teklif eder, kötü ve yanlış olandan sakındırırsınız. Zira Allah'a güvenip inanırsınız... (Al-i İmran: 3/110)

 

Müslümanlar bu çok ama çok önemli görevi yerine getirebiliyorlar mı?
Hayır! Peki neden?

 

Çünkü, bugün Müslümanlar Kur'an ve Sünnet'ten o denli uzaktırlar ki, Kur'an-ı anlamak şöyle dursun, okuyamıyorlar bile!
Bölünmüş, parçalanmış, birbirleri ile savaşan ama adı Müslüman olan kalabalıklar..
Mehdilik, Mesihlik iddiasında bulunup Müslümanları aldatan ve olağanüstü kurtarıcı bekleterek tembelleştiren, cahil bırakan satılmış beyinler...
Kur'an ve sünneti bir tarafa bırakıp, Üstad ve şeyhlerinin yazdığı hurafe kitapları ibadet niyetine okuyan ve okutan düşünceden uzak, cahil klik mensupları...


Müslümanları horoz dövüştürür gibi kavga ettiren Batı ve Doğu Bloku ülkelerinin yanında bilinçsizce takım tutar gibi yer alıp, birbirlerine düşman kesilen düşünce fakiri Müslümanlar...
Atı alan değil Üsküdar'ı geçmek, Roma'yı dahi geçtiği şu zamanda Müslümanlar birbirleriyle boğuşuyorlar.
Cehalete bakın ki, bu cahil cühelaya " Peygamberin müzikli , şamatalı, folklor ve dans oyunlarının envai çeşitlerinin sergilendiği olimpiyat eğlencelerine geldiğini iddia eder." Ya da " Allah'ı rüyasında genç ve yakışıklı bir delikanlı olarak gördüğünü " öne sürer. veya "Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır." safsatasına Müslümanları inandırmaya çalışır. Yahut ta "Tövbe veriyorum, günahkarları affettiriyorum" diyerek taraftar toplar.
Ama ne hikmetse her grup kendisine davet eder. 
Halbuki, Allah Elçisi Allah'a davet ediyordu. 
Aradaki fark bu.
Netice-i kelamı şu ilahi ferman ile bağlamak istiyorum;
"Dinlerini paramparça edip fırkalara taraftar olanlara gelince; Senin onlar için yapabileceğin bir şey yok. Zira onların işi yalnız Allah'a kalmıştır; Sonunda Allah onlara yaptıklarının hesabını soracaktır." (En'am: 6/159)
Cenabı Allah kullarının durumunu her şeyden ve her kesten daha iyi biliyor. En doğru teşhisi de koymuştur.

 

Şimdi tekrar soralım; İslam aleminde ve dünyada barışı kim sağlayacak?
Batı ve doğu bloku mu?
Zaten kavgayı tutuşturan onlar...
Birleşmiş Milletler Teşkilatı mı?
Güldürmeyin adamı!
Pekala, Kim sağlayacak Müslümanlar ve insanlar arası barışı?
İslam alemi için arafat bulunmaz bir fırsat... Tam bir yıllık genel kurul yapma zemini.. Arafatı değerlendirmek gerek. Bütün Müslümanlar orada toplanıp iç ve dış barış konuları ile diğer problemlerini görüşebilirler. Bugün bunu yapamadığımız için İslam alemi yerlerde sürünüyor. Yarı Yüce Allah bunu bizden sorar.
Kulum, Barış için sana verdiğim ödevini yaptın mı? Hayır, Ya Rabbi yapamadım...
Kulum, sana ben can damarından daha yakınım dediğim halde, sen neden aramıza başkalarını soktun? 
cevap: yok!
Kulum, sen benim emir ve direktiflerimi içeren kitabımı okudun mu? cevap: yok!
Kulum, sen benim sanatımı ve azametimi yansıtan Tabiat kitabımı okudun mu? Cevap: Sessizlik....!
Kulum,istikametini düzelttin mi? Bana kesin iman edip güveniyor musun? cevap: Kem, küm...eeee..şey..
Sorular, sorular, sorular...Ama güvensiz, yürekten olmayan ezberlenmiş klişe dualarla bu gemi yürümez.
Haydi hep beraber yüksek sesle söyleyelim:

"Allah bize yeter, O ne güzel vekildir."

(Al-i İmran:173).

Hasbunallahu ve ni'mel vekil