Mehmet Sait TANDOĞAN

Mehmet Sait TANDOĞAN

​ABD'de Pew Araştırma Merkezinin 2010 yılında düzenlediği bir Rapora göre; 6.9 Milyar olan toplam dünya nüfusunun %32 si Hıristiyan ( 2.2 Milyar), % 23'ü Müslüman ( 1.6 Milyar), % 15'i Hindu ( 1 Milyar), %7 si Budist (500 Milyon), %0.2 si Yahudi ( 14 Milyon). bulunmaktadır. Geri kalanlar da Geleneksel ve yerel inanışlara sahiptirler.
2 Ekim 2020 Cuma 14:45:39
140 kez okundu.

ABD'de Pew Araştırma Merkezinin 2010 yılında düzenlediği bir Rapora göre; 6.9 Milyar olan toplam dünya nüfusunun; 

  • % 32'si Hıristiyan ( 2.2 Milyar)
  • % 23'ü Müslüman ( 1.6 Milyar)
  • % 15'i Hindu ( 1 Milyar)
  • % 7'si Budist (500 Milyon)
  • % 0.2'si Yahudi ( 14 Milyon). bulunmaktadır.

Geri kalanlar da Geleneksel ve yerel inanışlara sahiptirler. Görüldüğü gibi dünya nüfusunun yaklaşık 1/4 üne sahip olan Müslümanlar Üretim, İstihdam, Sanayi, İhracat ve Ekonomik konular ile İdari, askeri ve Sosyal hayata yönelik konularda en ufak bir söz sahibi olamadıkları gibi dünya barışına katkıları da bulunmamaktadır.

Uzun zaman cihan hakimiyetini elinde bulunduran Müslüman-Türk Neslinin bu gücünü 20. yüzyılda yitirmesi sonucu Dünya Müslümanları artık başsız kalmış ve bu akıbete duçar olmuşlardır. Neden mi?

Çünkü, Müslümanlar Kur'an ve Sünnet çizgisinden uzaklaşmışlardır.

Çeşitli gruplara ayrılmış, Cemaatlere bölünmüşlerdir. "En doğru yol bizim yolumuzdur." iddiasıyla ortaya çıkan cemaatçilik akımı Müslümanları parçalayarak zayıf düşürmüştür.

Kimi Batının, kimi doğunun himayesine giren Müslümanların birleşmek, birbirine destek olmak şöyle dursun karşılıklı düşman oldukları üzüntü ile gözlenmektedir.

Bugün ki İslam dünyasına bir göz attığımızda;

  • Bangladeş'te Müslümanlar sokakta öldürülüyor! Kanun korumuyor, Adalet tecelli etmiyor!
  • Myanmar'da Budistler camileri basıp, Müslümanları diri diri yakıyorlar!
  • Filistin'de duvarlar örülüp, Müslümanlar açlığa terk ediliyor!
  • Mısır'da sokak ortasında katliamlar, Sözde Devlet eliyle yargısız toplu idamlar yapılıyor!
  • Irak'ta Şii ve Sünni kavgası çıkarılmış, her gün onlarca bomba patlıyor, yüzlerce insan öldürülüyor!
  • Suriye'de Esat Müslümanlara kan kusturuyor!
  • Doğu Türkistan'da Çinliler Müslüman Türkleri kısırlaştırıyor!
  • Somali'de, Etiyopya'da El-Kaide denilen örgüt, korku ve nefret saçıyor!
  • Müslümanlar dünyanın her yerinde zulüm ve işkence altında eriyor!

Suudi Arabistan'ı ziyaret eden ABD başkanı Donald J.Trump'un katıldığı bir kılıç dansı sonrasında yaklaşık 400 milyar dolarlık ABD lehine bir ticaret - ki bunu 110 milyar dolarlık bölümü ABD nin Suudilere sattığı silahlardan oluşuyor- Bundan daha önemlisi Trump Suudilere ne dediyse ya da ne yaptıysa (!) ardından kendi öz kardeşleri olan Katar'a ambargo koydular. Bununla da yetinmediler. Savaş ilan etme tehdidinde bulundular. Bütün dünya biliyor ki; bu Araplar yaklaşık 60 yıldır Filistin halkına kan kusturan İsrail'e karşı birleşip böyle bir karar alamamışlardır. Demek ki, güçleri kendi kardeşlerine yetiyor! Ben biliyor ve inanıyorum ki, Katar'a ambargo koyan Devletlerin halkı kesinlikle bu eylemi desteklemez. Benim bir teklifim var; Ambargocu Devletler bu işi kendi Halkına sorsunlar, yürekleri yetiyorsa adil bir referandum yapsınlar. Eminim ki, halk ambargoya "HAYIR" diyecektir. Ama başta Suudi krallığı olmak üzere bu devletlerde adalet ve hürriyet yoktur. Ayrıca Kur'an hükümlerini de dikkate almazlar!

Müslümanlar için Üçüncü Dünya Savaşı çoktan başlamış bile...

Bu durum karşısında Müslümanların Kur'an ve Sünnetin Hayat verici yasalarına sımsıkı sarılmaları gerekirken, İslam'a sokulan bunca hurafe ve safsata yetmiyormuş gibi bir de oturmuş Kurtarıcı Mehdi bekliyorlar. Onlar otursunlar Mehdi gelsin, onları kurtarsın (!)

Mehdi ve Mesih inancı, Yahudilik ve Hıristiyanlıktaki Mesih (Kurtarıcı) inancının Müslüman kitlelere aktarılışıdır.

Yahudiler İlyas Peygamberin göğe çıkarıldığına ve ahir zamanda dünyayı kurtarmak üzere geri geleceğine inanırlar.

Hıristiyan dünya ise aynı inancı Hz. İsa'yı göğe çıkararak yaşatmaktadır.

Ne yazık ki, bu inanç İslam akidesine, İsa'nın geri geleceğini tekrar eden bir söylem olarak girmiştir.

Mehdi İnancı, gerekeni yapmayan veya yapmayanların avunmasını sağlayan bir hayaldir.

Mehdi hayal ve aldanışından kurtulamayan İslam topluluklarının kalkınması, bağımsızlığını koruması, ilerlemesi mümkün değildir.

Mehdi inancının, bazı hadisleri İsrailiyat etkisiyle yanlış yorumlama sonucunda akaidimize sokulduğu kuvvetle muhtemeldir.

Mehdi'den maksat, İlahi bir ışıksa, O, KUR'AN dır. Kur'an dışında Mehdi beklemek, Kur'anı yetersiz saymaktır. Kur'an-ı yeterli bulanlar için başka bir Mehdi'ye ihtiyaç yoktur.

Mehdi meselesinden Kur'an neden söz etmiyor?

Aksine Kur'an Hz. İsa'nın öldüğünü söylüyor;

"O zaman Allah "Ey İsa!" demişti, " Seni ben ölüme yollayacağım ve sana yapılan iftiralarla ilgili mahkemeyi aleni olarak huzurumda ben yapacağım ve seni küfreden kimselerden arındıracağım." (Al-i İmran: 3/55)

Görüldüğü gibi Ulu Allah bu ayette; Hz. İsa'ya: " Seni öldürdüğünü iddia eden Yahudiler değil, Ben alacağım senin canını" diyor. Öte yandan Maide suresi 116-117. ayetleri mahşerde kurulacak olan bu mahkemenin duruşmasındaki soru ve cevapları şöyle açıklıyor:

"Ve işte o zaman Allah, İsa Mesihi ilahlaştıranları azarlamak üzere, ona soracak: " Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi şu insanlara, ' Allah'ın yanı sıra ben ve annemi de tanrı edinin ' dedin? Çünkü sen onların arasından ayrıldıktan sonra, bir kısmı senin "tanrı" veya " tanrının oğlu" olduğunu, bir kısmı da annen Meryem'in Tanrı'nın annesi olduğunu iddia ederek ikinizi de tanrılaştırdılar. Bunu onlara sen mi söyledin? Bunun üzerine İsa, " Haşa, seni tenzih ederim Rabbim!" diyecek. " Hakkım olmayan şeyi söylemek benim ne haddime! Şayet ben böyle bir şey söylemiş olsaydım, Sen onu zaten bilirdin. Zira sen benim içimden geçenleri dahi bilirsin, oysa ben senin zatında olanı, senin bildiklerini, söylediğin ve yarattığın, var ettiğin ve yok ettiğin, verdiğin ve aldığın ne varsa hiçbir şeyin hikmetini bilemem. kuşkusuz, hiç kimsenin bilemeyeceği gizlilikleri tam olarak, eksiksiz bilen, yalnızca sensin.

Ben onlara ancak senin bana söylememi emrettiğin şeyleri söyledim: "Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz Allah'a kulluk edin!" dedim. İçlerinde bulunduğum sürece yaptıklarına bizzat şahit idim. Bu süre içerisinde olup bitenlere şahitlik edebilirim. Fakat sen beni vefat ettirdikten sonra, o dönem görevime son verip onların arasından beni ayırdıktan sonra, artık onlar üzerinde tek gözetleyici sendin. Doğrusu sen her an her şeye şahitsin." (Maide: 5/116-117)

Burada ve Al-i İmran; 55. ayetinde geçen " Teveffa " kelimesinin anlamının "Can alma " olduğu ifade edilmiştir. Bu kelimeye mecaz olarak " uyku" veya " öldürmeden çekip katına alma" anlamı verenler olmuş ise de, Yüce Allah; Hz. Muhammed de dahil O'na ve O'ndan önce gelip geçen hiçbir beşere ölümsüzlük verilmediğini bildiriyor ve "Öldürmeden yanına almak" görüşünün suyunu baştan kesiyor.

"Ey Peygamber! biz senden önce yaşamış hiçbir insana (Beşere) ölümsüzlük bahşetmedik. Hem sanki sen öleceksin de onlar ebediyen yaşayacaklar mı?" (Enbiya: 21/34)

İşte bu kur'ani ilke, Hz. İsa ve Kehf suresinde kendisine atıf yapılan mechul zat (bir kul) olmak üzere, " İnsan"sınıfına giren herkes için bir anahtar hükmündedir. Cenabı Hak, Hiç kimseye ölümsüzlük vermemiştir."

O nedenle Hz. İsa'nın ölmeden Allah'ın katına yükseltildiğini söylemek bu ayeti kerimelerle taban tabana zıttır.

Kaldı ki, yukarıda işaret edildiği üzere Ali İmran; 55te Yüce Allah Hz. İsa'ya Hitaben "Ey Îsa, Ben seni vefat ettireceğim." diyor. Maide 117. ayette; Hz. İsa: "Ne zaman ki, sen benim canımı aldın, Artık onların yegane gözetleyicisi sen oldun." sözüyle Allah tarafından ruhunun kabzedildiğini, Yine Meryem suresi 33. ayette Hz. İsa; " Doğduğum gün tam bir İlâhî güvence kapsamındaydım. Öleceğim gün ve yeniden hayata döndürüleceğim gün de öyle olacak."tır. bu ayetlerden ilk ikisinde Hz. İsa ile ilgili olarak ölüm; "TEVEFFA" kelimesi ile ifade edilirken, Meryem 33te cismen de ölmek anlamında olan "MEVT" kelimesi ile ifade edilmektedir. Bu da gösteriyor ki, Hz. İsa da diğer insanlar gibi ölmüştür. Hem cismen ölmüş/ Mevt-Meyyit olmuş, Hem de ruhen vefat /Teveffi etmiş, Allah'a yükseltilmiştir.

Al-i İmran 55. ayette geçen "Refaa"sözüne gelince; Bu söz hem maddi, hem manevi yükselmeyi ifade eder. Kur'anda her iki anlamıyla da kullanılmıştır. Burada "Refaa" manevi olarak yükselme anlamındadır. Zira biliyoruz ki, ölen her inançlı kul'un ruhu Allah'a yükseltilir. Sadece İnkarcıların ruhu yükselemez. Hz. İsa da ruhen Allah'a yükseltilmiştir. Tıpkı İdris (A.S) in yükseltildiği gibi " Biz O'nu (İdrisi) yüce bir yere yükselttik." (Meryem: 19/57)

Cenabı Hak Hiçbir Peygamber'in ölümsüz olmadığını da özellikle beyan buyurmaktadır; " Biz onları yemeğe bile ihtiyaç duymayan varlıklar olarak göndermedik; Dahası, onlar ölümsüz de değildiler." (Enbiya: 21/8)

Hz. İsa'nın Ruh ve ceset olarak göğe çıktığına inanan Hıristiyanlar Onu ilahlaştırmışlar ve Kurtarıcı Mehdi olarak tekrar geleceğini beklemektedirler. Peki Müslümanlara ne oluyor da onlar da Allah'ın Peygamberi Hz. İsa'yı ruh ve ceset olarak, ölmeden göğe çıkarıp, Kıyamete yakın kurtarıcı olarak gelişini bekliyorlar? O zaman Hz. Muhammed (S.A.V) in son peygamber oluşunu (Ahzap:33/40) nasıl izah edeceksiniz? Hem Hz. İsa gelirse, görevi ne olacak? Peygamber olarak gelmesi Kur'ana ters düşeceğine göre; başka bir görevle gelmesi tenzili rütbe olmaz mı? Kaldı ki peygamberlik ebet müddet bir görevdir. İşte iddia sahipleri bunu izah edemiyorlar. Yahut Hz. Muhammed'in şeriati üzere tebliğat yapacağını nasıl söylersiniz? Peygamberlerin Şeriatı birbirinden ayrı mı ki, böyle bir iddiayı ileri sürersiniz? Halbuki; " Allah Nuh'a buyurduğu şeyleri din olarak size de buyurmuştur. Ey Muhammed! Sana vahyettik, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya da buyurduk ki, Din'e bağlı kalın, onda ayrılığa düşmeyin..." (Şura: 42/13) Ve yine tüm peygamberlerin tebliğ ettiği Dinin esasta bir olduğunu ve O dinin adının İslam olduğunu"(Al-i İmran:3/19) beyan etmektedir.

Şu halde Hz. İsa'nın da diğer peygamberler gibi insan peygamber olduğu, Allah'ın verdiği ömrü yaşadıktan sonra vadesi yetince öldüğü ve ruhunun diğer ruhlar gibi Allah'a yükselmiş olduğu anlaşılmaktadır. Esasen tüm inanan ve inandığını yaşayan Allah kullarının ruhları ölünce Allah'a arz edilir ve Cenabı Hakkın emri doğrultusunda "İLLİYYUN"ya da "SİCCİN" sınıfına kaydedilir. Ne var ki, inanmayanların ruhu Allah'a yükselemez. Bunu ; "Hiç şüphesiz mesajlarımızı yalanlamaya kalkan ve onlara tepeden bakanlara yüce alemlerin ve semanın kapıları açılmayacak ve onlar halat iğne deliğinden geçmedikçe cennete giremeyecekler. Biz günahta ısrar edenleri işte böyle cezalandırırız." (A'raf: 7/4) ayetinden anlıyoruz. Ayrıca Allah Elçisinin şu hadisi şerifi bu ayetin izahıdır:

Bera B. Azib anlatıyor; " Allah'ın Elçisi ile birlikte Medine'nin yerlilerinden bir zatın cenazesine katıldık ; Mezarlıkta Nebi (A.S) bize şunları anlattı; " Mümin bir kul'un dünyadan ayrılıp ahirete yöneleceği sırada gökten ay yüzlü Melekler iner. Yanlarında cennet kefenlerinden ipek kefenler ve cennet kokuları bulunur. Ölmek üzere olan kişinin yanına otururlar. Sonra ölüm meleği gelir. Ve:

" Ey içi rahat ve temiz olan ruh! Allah'ın bağışlamasına ve rızasına doğru yol al!..."

Suyun musluktan aktığı gibi yavaş ve rahatça akarak ruh bedenden çıkar. Yedi kat semaları aşarak Allah'a arz edilir. Sonra Allah şöyle der:

- Kulumu İlliyyun (Cennetin en yüksek Tabakası) bölümüne kaydedin ve istirahatgahına tevdi edin!

İşte bu sevgili kullar, Meleklerin;

" Selam sizlere yapmış olduklarınızdan dolayı girin cennete!" diyerek canlarını tertemizken aldığı kimseler olacak. (Nahl:16/32) ki,

onlar " Allah'a ve Allah'ın Peygamberine itaatlerinden dolayı Allah'ın kendilerine nimet verdiği Peygamberler, Hakka sadık kalanlar, Hayatını imanına şahit kılıp şehit olanlar ve iyiliği yayanların safında olurlar. Bunlar ne güzel dostturlar! " (Nisa:4/69). Ayetini okudu. Daha sonra Şanlı Peygamberimiz sözlerine devamla; " Allah'a isyan ve o'nu inkar etmekte ısrar eden bir ruh, dünyadan ayrılacağı sırada gökten kapkara yüzlü melekler iner ve ölecek olan zatın çevresini kuşatırlar." Ölüm meleği şöyle seslenir;

"Ey Pis Ruh! Allah'ın kızgınlığına ve gazabına doğru çık ve yol al! Ruhu bedenden ayırmak için öyle çeker ki, sanki çengelli şişi yaş yünden ayırıyormuş gibi olur. Tarifi imkansız bir acı vererek ruh bedenden zorla çıkarılır."

Derhal diğer melekler onu alır, kokuşmuş çullara sarıp, pis kokular yayarak giderler. Birinci kat semanın kapısına gelince, kapının açılmasını isterler, kapı açılmaz. Bunun üzerine Allah'ın Elçisi Şu ayeti okudu; " Hiç şüphesiz mesajlarımızı yalanlamaya kalkan ve onlara tepeden bakanlara yüce alemlerin ve semaların kapıları açılmayacak. Onlar halat (veya Deve) iğne deliğinden geçmedikçe cennete giremeyecekler. Biz günahta ısrar edenleri işte böyle cezalandırırız. Onları altlarında cehennemden bir döşek, üstlerinde ateşten bir örtü olacak. İşte biz zulme gömülüp gidenleri böyle cezalandırırız. " (A'raf: 7/40-41)

Daha sonra Cenabı Hak onun Siccin adı verilen inkarcılar kütüğüne kaydedilmesini emreder ve oraya kaydedilir. "( Ahmed b. Hanbel : 4/287-288)

Bugün Müslümanların problemi Mehdi ya da İsa'nın inmesi meselesi değil, Müslümanların esas problemi Kur'an'a uyma meselesidir.

İslam alemi olarak geri kalışımız Kur'an'a uymamaktan kaynaklanmaktadır.

Müslümanların yeniden izzet ve şeref kazanmaları ve tarihindeki parlak devrine erişmeleri için Kur'ana uymaları şarttır. Aksi halde oturup Kurtarıcı beklerken korkarım ki, günümüzde olduğu gibi zillette kalacaklardır.

Kur'an hayata girerse varız! yoksa, yokuz!

Allah mahşerde herkesi Mehdiye göre değil, Kur'ana göre sorgulayacaktır.

Allah mahşerde tüm insanları Tarikata, Cemaata, cemaat liderlerine veya Şeyhlere göre değil, Kur'ana göre yargılayacaktır.

Kur'an yoksa tarikat yoktur. Kur'an yoksa şeriat yoktur. Kur'an yoksa İslam yoktur. Kur'an yoksa hayat da yoktur!

Hakikat adına her şeyin kaynağı Kur'andır.