Mehmet Sait TANDOĞAN

Mehmet Sait TANDOĞAN

​"Safahat'ımda evet şiir arayan hiç bulamaz; Yalnız, bir yeri hakkında: " Hazin işte bu! " der.
21 Aralık 2018 Cuma 16:25:35
95 kez okundu.

"Safahat'ımda evet şiir arayan hiç bulamaz; Yalnız, bir yeri hakkında: " Hazin işte bu! " der.
- Küfe?
- Yok.
- Kahve?
- Hayır.
- Hasta? 
- Değil.
- Hangisi ya?
Üç buçuk nazma gömülmüş koca bir ömr-i heder! " 
Buradan anlıyoruz ki, Akif sıradan bir şair değil, kitleleri harekete geçiren bir sözbirliğidir. Hayalden uzak gerçek değerler dünyası kurmuş bir karakter abidesidir. 
Vatanlaşmaya çalışan bir milletin mağrur, akıllı, Bilge kişisi, Aksakalıdır. Nostaljik bir tarih özlemcisi yerine bir diriliş muştucusudur.


" Yurdu baştanbaşa viraneye dönmüş Türk'ün;
Dünkü şen, şatır ocaklar yatıyor yerde bugün.
.....................
Nerde Ertuğrul'u koynunda büyütmüş obalar?
Hani Osman gibi, Orhan gibi gürbüz Babalar?
Hani orman gibi afakı deşen mızraklar? 
Hani atlar gibi sahrayı eşen kısraklar?
Hani ay parçası kızlar ki, koşar oynardı?
Hani dağ parçası milyonla Bahadır vardı?
Bugün artık biri yok...Hepsi masal, hepsi yalan!
Bir onulmaz yaradır, varsa yüreklerde kalan. "

Akif, bir hakikat ve kanaat önderidir... Toplumun acısını yüreğinde hisseden bir ideal ve fikir adamıdır. Bu haliyle her yaştan insanlara örnektir. Bu özelliğini şöyle anlatıyor;
 

" Hayır, Hayal ile yoktur benim alışverişim,
İnan ki her ne demişsem görüp de söylemişim;
Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek:
Sözüm odun gibi olsun; hakikat olsun tek! "

Akif, milli kimliğin ve akılcı İslam olgusunun en iyi temsilcisidir;
"Doğrudan doğruya Kur'andan alıp ilhamı,
Asrın idrakine söyletmeliyiz İslam'ı"

 

O, Samimidir. Samimi bir Müslüman'dır. Bu özelliği Onun eserlerinde en dikkat çeken yönüdür. Ona göre Medeniyetimizin gerçek kaynağı doğudur. İçine kapalı, ezilmişlik ruh hali içerisindeki doğuyu uyarmaya çalışır;

" Bakmayın, hem tükürün çehre-i murdarımıza,
Tükürün; belki biraz duygu gelir arımıza..
...... 
Hele ilanı zamanında şu mel'un harbin,
Bize efkar-ı umumiyesi lazım Garbın
O da Allah'ı bırakmakla olur herzesini
Halka telkin ile din sesini susturan aptalın
İdrakine bol bol tükürün!" 


Derken uyarı görevini yapıyor. Çünkü Doğunun kompleksten kurtulmasını, silkinip çıkmasını ve kendine dönmesini istiyordu. Akif, gelenekle modernlik arasında en uygun yerde durmuştur. O, ne körü körüne bir doğucu ne de batıcı olmuş, her iki medeniyetten ne alınması gerekiyorsa, onu almıştır. Böylece O, Aydın-Halk kaynaşmasının ideal bir örneği olmuştur.  Hal böyleyken, Mehmet Akife gerici diyen kapalı devre düşünce sahibi kısır insan tipleri türemiştir toplumumuzda....

1893 yılında Veteriner Fakültesini birincilikle bitiren, manevi ilimlerin yanında müspet ilimler de okuyan bir adam... Aynı zamanda Siyasal Bilgiler Fakültesinin İdadi kısmını da birincilikle bitiren Fransızca, Farsça, Arapça ve Türkçeyi Edebi dillerini çözecek seviyede bilen bir adam gerici öyle mi?
Sormazlar mı adama; "Sizin gericilik ölçüleriniz nelerdir?" diye... Bütün sıkıntıları neydi bilir- misiniz? Akif'in Samimi bir Müslüman olması...Vefakar, Cefakar, Mert bir insan ve dost olması, Vatanperver olması, ülkesini ve Türk Milletini çok sevmesi...

"Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem,
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.
Biri ecdadıma küfretti mi hatta boğarım,
Boğamazsın ki! hiç olmazsa yanımdan kovarım.
Yumuşak başlı isem kim dedi uysal koyunum,
Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum!
kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim,
Onu dindirmek için çifte yerim, kamçı yerim!
Adam aldırma da geç git diyemem aldırırım,
Çiğnerim, çiğnenirim Hakkı tutar kaldırırım."

 

Hep Hakkı tutan ve Hakkı kaldıran bir insan Akif. Böyle olduğu için mi gerici diyorlar Ona? Yoksa,

"Ruhumun senden, İlahi şudur ancak emeli:
Değmesin Ma'bedimin göğsüne na-mahrem eli;
Bu ezanlar -ki şehadetleri dinin temeli-
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli."

dediği için mi "gerici" damgası vurdular? Bununla da yetinmediler. Şapka giyilmesine dair kanuna muhalefet ettiği için vatanını terk edip Mısıra kaçtı diyenler oldu. Halbuki M. Akif çok önceden Mısıra gidip geliyordu. Hatta genellikle yazları Türkiye'de kışları Mısırda geçiriyordu. Bunun şapka giymekle bir alakası yoktur. Mehmet Akif, Bize frenkten gelen pantolunu giydi mi? Giydi. Frenkten gelen ceketi, gömleği giydi mi? Giydi. Kravat taktı mı? Taktı. E yani sadece fesi çıkarıp şapka giymeyi mi reddetti? Olmaz böyle şey... Bari M. Akif'e iftira atmasınlar. O kılık-kıyafete değil, herkesten daha çok gönüllere bakmasını bilen feraset sahibi bir mümindi. Biliyordu ki; Her halini örnek almaya çalıştığı Allah Elçisi: 

"Hiç şüphesiz Allah sizin yüz güzelliğinize ve mallarınızın çokluğuna değil, kalplerinize ve amellerinize bakar" (Müslim, Birr.34). buyurmuştur.
 

Şu bir gerçektir ki, Her inkılabın bir buhran devresi vardır. Cumhuriyet ilan edildikten sonra da bu buhranlar yaşanmıştır. Biz bu devreleri 27 Mayıs 1960 tan sonra da, 12 Eylül l980 den sonra da yaşadık. Bu dönemlerde bir takım dalkavuk adamlar ortaya çıkar ve Kraldan çok Kralcı kesilirler. Çamur atmalar iftiralar havada uçuşur. O buhran devresinde belirtilen tipte bazı yetkililer eski Arap elifbasıyla Türkçe yazılmıştır diye Devletin arşivini batman batman Bulgaristan'a sattılar. Yine bu yobaz dalkavuk tipler mezar taşlarında eski Türkçe yazıldığı için, bir de "Biz şapka inkılabı yaptık. Bunların başında sarık var" diyerek mezar taşlarının başlarını kestirdiler. Taassuba bakınız! yobazlığa, gericiliğe bakınız. Yine bu yobazlar Osmanlı binalarının kapılarındaki Tuğraları da kazıttılar. Şimdi kim yobaz? Siz karar veriniz Dostlar...
Böyle bir yobaz Vali o dönemde Erzurum'da Davul-zurna ve Erzurum Bar'ını yasaklamış...Adamlar Ankara'ya gelip durumu Atatürk'e arz etmişler de Atatürk'ün emriyle Erzurum bar'ı ve davul-zurna valinin hışmından kurtarılmış! Ne kadar gülünç değil mi? (Mehmet Akif'in Çağdaş Türkiye İdeali. Yavuz Bülent Bakiler: S. 44-47) Bunlara ilave olarak; Trabzon mebusu Ali Şükrü Bey'in Topal Osman tarafından öldürülmesi, Deli Halit Paşa'nın TBMM'inde öldürülmesi, Bazı Milletvekillerinin takibe alınması Akifi rahatsız etmiş ve Mısır'a gidişini tetiklemiştir.

O şuursuz batılılaşmaya karşıdır. Milli ve İslami değerlerin doğru biçimde anlatılmasından yanadır. Türk-İslam düşüncesinin Bin yılda oluşturduğu değerlerin farkındalığıyla erken bir uyanma hareketi başlatmıştır:

"Çalış dedikçe şeriat, çalışmadın durdun,
Onun hesabına bir çok hurafe uydurdun!
Sonunda bir de "Tevekkül" sokuşturup araya;
Zavallı dini çevirdin onunla maskaraya!
Bırak çalışmayı, emret oturduğun yerden,
Yorulma, öyle ya, Mevla eciri hassın iken;
Yazıp sabahleyin evden çıkarken işlerini, 
Birer birer oku tekmil edince defterini;
Bütün işleri Rabbim görür, vazifesidir...
Yükün hafifledi, sen şimdi kahveye gir!"

Bütün derdi bu topraklarda müşterek yaşama şuurunu oluşturmaktı;

"Cehennem olsa gelen, göğsümüzde söndürürüz,
Bu yol ki, hak yoludur, dönme bilmeyiz, yürürüz!
Düşer mi sandın tek taşı, harim-i namusun?
Meğer ki harbe giren son nefer şehid olsun!"

Akif, tespit eden değil, tahlil eden ve çözüm önerileri sunan bir toplum tasarımcısıdır. 20. yüzyılın Sosyolojisini yazmıştır.  Akif, Anadolu'yu adım adım dolaşarak cephedeki mücadeleyi halka anlatmaya çalışan fedakar bir kahramandır. Bu yönüyle aynı zamanda kitleleri eğiten bir eğitimcidir. Hayatının her safhasın da Halka, Gençliğe ve çevresine rehber olmuştur. O, özellikle toplumu saran ümitsizliğin baş düşmanıdır. "Gayret, azim, Ümit, Uyanma, Birlik " sözcükleri onun idealizmini aksettirir.

"Ah karşımda vatan namına bir kabristan,
Yatıyor şimdi... Nasıl geçmez insan?
Bu mezarlar uzanmış gidiyor ey yolcu!
Nerden başladı yükselmeye bak nerde ucu!
Azıcık kurcala toprakları, seyret ne çıkar?
Dipçik altında ezilmiş, parçalanmış kafalar! "

O kalemini daha çok, topluma yararlı olacak şekilde eğitici ve öğretici olarak kullanmıştır;

"Ne buhrandır ki; Şarkın ben vefasız, kansız evladı,
Serapa Garba çiğnettim de çıktım hak-i ecdadı!
Hayalimden geçerken şimdi fikrim herc-ü merc oldu,
Selahaddin-i Eyyübilerin, Fatihlerin yurdu.
Ne zillettir ki, naküs inlesin beyninde Osman'ın,
Ezan sussun, fezalardan silinsin yadı Mevla'nın!
Ne hicrandır ki; en şevketli bir mazi serap olsun;
O kudretler, o satvetler harap olsun türap olsun; 
Çökük bir kubbe kalsın Mabedinde Yıldırım Han'ın;
Şena'etlerle çiğnensin muazzam kabri Orhan'ın

 

Merhum Necip Fazıl KISAKÜREK; 

"Ver Cüceye Onun olsun Şairlik, 
Benim gözüm büyük sanatkarlıktadır." demiştir.

İşte Akif O büyük sanatkarın ta kendisidir. Ve o büyük sanatkar en büyük eserini Türk Milletine hediye ediyor.  İstiklal Marşı: İşte o marşın can alıcı noktası... Türk'ün özünü anlatır;

"Ruhumun senden İlahî şudur ancak emelî;
Değmesin Ma'bedimin göğsüne na-mahrem eli! 
Bu ezanlar -ki şehadetleri dinin temeli; 
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemel! " 

 

Susmamalı ezan yurdumun semalarında... Ezan susarsa, Bayrak düşer... Bayrak düşerse İstiklal elden gider.

"Ağlarım, ağlatamam, hissederim söyleyemem...
Dili yok kalbimin, ondan ne kadar bizarım ! "

Akif'e minnet borcumuzu millet olarak ödeyemedik. Hiç olmazsa minnet borçlu olduğumuzu hissedelim.
Minnettarız sana Akif !