Haber: Editor Sekarya Nerede O Eski Ramazanlar!
A+ A-
15 Mayıs 2018 Salı 13:56:03
328 kez okundu.
11 ayın sultanı Ramazan geldi çattı. Günümüz ikonları, fenomen modaları, popüler kültürün değerleri arasında bizi biz yapan değerlerin sıkıştırılıp yaşandığı o eski ramazanların kaybolmasından ninelerimiz, dedelerimiz sonuna kadar haklı değil mi? Anlatılmaz yaşanır derler ya, ne anlatırsanız anlatın yaşayamadıktan sonra.

Maddi refahın geniş ve bol fakat manevi refah düzeyinin bir o kadar kıt ve dar olduğu zamanımızda, büyüklerimizin dilinden düşürmediği "nerede o eski ramazanlar?" cümlesine sıkıştırılan ramazanlara, bayramlara ne oldu? nasıl yaşanırdı, ramazan ayı nasıl geçerdi, günün örf ve adetleri neler nelerdi?

Ramazan Ayı "Hilal Müjdesi" ile başlarmış o zamanlar

Osmanlı Devleti döneminde Ramazan'ın ne zaman başlayıp biteceği şimdiki gibi aylar öncesinden belli olmazdı. İftar ve sahur vakitleri güneş ve ayın hareketlerine göre belirlenirdi.

 

Ramazan Hilal Müjdesi

 

Evler ve sokaklar temizlenirmiş günlerce, aylarca önceden

Eskiden, ‘Üç Aylar’ dediğimiz vakitten itibaren, gelecek hatırlı misâfir için hummalı bir hazırlık başlardı. Şehir ve köylerde Ramazan ayı yaklaşınca herkes Ramazan hazırlığı yapardı. Mutfakların eksiği tamamlanır; evler, câmiler ve sokaklar temizlenirdi.

 

ramazan temizliği

 

Cerre çıkılırmış o zamanlar, bileniniz var mı? ne demek? "Cerre Çıkmak"

Medrese tatilleri Ramazandan hemen önceki Üç Aylar’da veriliyordu. Öğrenciler hem dinlenip hem de yeni deneyimler edinebilsin diye farklı bölgelere gönderilirdi; buna Cerre Çıkmak denirdi.

 

Cerre Çıkmak

 

Ekmek fiyatları sabitleniyormuş, bugünkü gibi pidecilerin insafına bırakılmıyormuş... Narh Defteri uygulanıyormuş.

Ramazan ayında kimse aç kalmasın, karnını doyurmakta zorlanmasın diye ekmek ve temel ihtiyaç fiyatları devlet tarafından sabitleniyordu. Böylece Osmanlı halkı gıda satan dükkanlardan kolaylıkla Ramazan alışverişini yapabiliyordu.

 

Narh Defteri

 

İyilikler gizli yapılırmış, metrelerce uzakta, Zimem Defteri borçları silinirmiş

Eğer Osmanlı’da bir ailenin durumu iyiyse gizlice bakkala gider ve borcu olanların borçlarını öderdi. Tanımadıkları insanların bütün borçlarını kapatan kişiler ‘’silin borçları, Allah kabul etsin’’ der ve giderdi. Bu borçları kimin kapattığını kimse bilmez, gizli tutulurdu. Ya şimdi öyle mi aleni iftarlar, fakirlerin oturmadığı, yemeklerin "biz bize" yendiği o ziyafet sofraları.. Sevaptan günah ile orucunu açan tayfalar...

 

zimem defteri

 

Zam yağmuru Ramazan sonrasına bırakılır RAMAZAN FIRSATÇILIĞINA meydan verilmezmiş.

Eğer bir ürüne fiyat artışı yapılacaksa,bu tarih halkın sıkıntıya düşmemesi için Ramazan sonrasına erteleniyordu.

 

Misafirlik davet üzerine olmadığı gibi davetsiz Çat Kapı misafirler içinde hazırlıklar varmış

Sadece beklenen misafirler için değil, çat kapı gelen fakir insanlar için de bir sofra hazır bulunurdu. Bir haneye gelen İftar misafiri, evden çıkarken eli boş gönderilmez, mutlaka bir hediyeyle uğurlanırdı. Diş Kirası denen bu hediye, davetlinin hane sahibine gelerek sevap kazanmasına vesile olmasından kaynaklanıyordu.

 

çat kapı misafir

 

Saraylarda herkese açık "Halk İftarları" verilirmiş,

Başta Topkapı Sarayı olmak üzere köşklerde ve konaklarda herkese açık sofralar kurulurdu. Davet beklenmez, herkese kapı açıktı. Bugün benzerlerini belediyelerimiz yapmakta.

 

Akşam Namazından önce oruç açılır, asıl Ana yemek namaz sonrasına bırakılırmış.

Ezan okunduğunda sadece oruç açan Osmanlı halkı, iftar yemeğini namazın ardından yerdi. Ayrıca fırınlarda, askıda ekmek geleneği vardı. Hayır sâhiplerinin parasını ödediği ekmekler ayrılır; fakirler bu ekmeklerden alırlardı.

 

iftar yemeği

 

Ve Tenbihname...

Osmanlı Devleti’nde, Ramazan’dan birkaç gün evvel, “Tenbihnâme" yayınlanırdı. Tenbihname ile halkın Ramazan ayını nasıl geçirmesi gerektiği anlatılıyor, bekçiler mahalleleri dolaşarak, “Tenbih var; akşam câmiye buyurun.” diye bağırıyorlardı. Camiiler o kadar kalabalık olurdu ki, halkın kalabalığı kapılara kadar uzanırdı.

 

Müthiş saygı ve muazzam bir dayanışma varmış

Gündüzleri sokaklarda insanlar arasında müthiş bir saygı vardı; kimsenin orucu da, yaptığı iyilik de konuşulmazdı. Yardımlaşma ve dostluklar pekişir, akşam namazından sonra Türk kahvesi içilir, Karagöz ve Hacivat oyunları izlenirdi. Bu aylarda sofradaki yemeğini tek başına yemek büyük ayıptı; evlerin kapıları açık bırakılır, gelen her insan sofrada ağırlanırdı.

Batı ve Avrupa medeniyetinin bugün dahi ulaşamadığı bu SOSYAL nizamı gerçekleştiren ceddimizle övünmeyelim mi?
Ne kadar övünsek elbette azdır. Ama alınacak dersler de vardır. Dileyen üstüne alınabilir.

 

Sait Tandoğan'ın Ramazan, Kuran ve Oruç Konulu Köşeyazısını okumak için TIKLAYINIZ