Haber: Editor Sekarya Cumhuriyetin 55. yılından 96. yılına mektup var!
A+ A-
28 Ekim 2019 Pazartesi 19:18:36
178 kez okundu.
Yıl 1978. Cumhuriyetimizin 55. yılı. Ve ülke nüfusumuz 42 milyon. Herhalde bu 42 milyonun en az 35 milyonu Cumhuriyet dönemi çocuğu.

Yıl 1978. Cumhuriyetimizin 55. yılı. Ve ülke nüfusumuz 42 milyon. Herhalde bu 42 milyonun en az 35 milyonu Cumhuriyet dönemi çocuğu.

Cumhuriyet öncesi çağı görmüş, o dönemin çile çektirmekte ve umut kırmakta birbirleriyle yarışan olaylarını yaşamış kaç kişi kaldı aramızda.

Cumhuriyetin getirdiği nimetlerin her türlüsünü, 55 yıl sonra bile onlar kadar hak etmiş kimse olamaz. Çünkü bu nimetlerin hepsini, Cumhuriyetin kurulması için onlarla el birliği, omuz birliği, silah ve pençe yapmış; ama şimdi aramızda olmayanlara borçluyuz.

Dağı taşı, gölü denizi, yaylası ovası ile bu ilke gök yüzünden noel hediyesi gelir gibi gelmedi bize.

"Her karış toprağında şehit ve gazilerin kanı var" lafı ise gerçeğin ta kendisi.

Dağ dağ, ova ova savaşarak aldık, dağ dağ, ova ova savaşarak koruduk, Bu savaş ve bu korumada kendi vücudumuz yoruldu, kendi bedenimiz vuruldu, kendi kanımız aktı. Başına atadığımız iki kumandanın emrindeki sömürge askerleriyle değil, kendi öz gücümüzle siperlerde pençe'leştik.

Tarihin bu gerçeklerini bir değil, bin kez hatırlamamız gerek. Düşman dört yanımızda.

Düşmanın beşinci boyutu ise tam içimizde;

  • Silah, cephane... Yok!
  • Devlet bütçesi... Sıfır! 
  • Savaşacak asker... sadece çekirdek.  O da resmen perişan.
  • Ulusal moral... Ttuz ufak! 
  • Umut... Tükenmiş, bitmiş!
  • Toplum... Yorgun ve fakir! 
  • Ve dört taraftan saldıran toplu tüfekli, talimli terbiyeli, maddiyatlı maneviyatlı düşmanlar. 
  • Ayrıca içerden sıkıştıran padişahçılar, düşman sempatizanları, bir takım softalar, isyancı çeteler vs, vs, vs....

Heeey gidi günler hey. Böyle bir ortamdan şu Türkiye Cumhuriyeti nasıl çıkabildi? Bunu bir Allah, bir de yaşayanlar bilir.

Ya yaşamayanlar? Yani biz Cumhuriyet çocukları?

Elbet bilemeyiz. Ama, içinde gerçek bir ülke ve ulus sevgisi taşıyan, normal ölçüde vicdanı olan nihayet, gözlerini kapatıp biraz düşünebilen herkes yeteri derecede anlayabilir. Ve bunu en az 35 milyonumuzun anlayabilmesi lazımdır.

Devletimize ve Cumhuriyetimize saygı duymamızın, onu yüceltmek için ne gerekiyorsa yapmaya kalkışmamızın başka temeli yoktur Yumruk sıkıp kıvançla "Bu benim ülkem, benim ulusum ve benim devletim" diyebilmenin tek yolu önce 1923 yıllarına nasıl ve hangi koşullarla ulaştığımızın bilincine, sonra da Cumhuriyetimizin bize getirdiklerinin farkına varmamızla mümkündür.

Cumhuriyetin 96. YılıDuruma bu açıdan bakarsak (ki bakacak başka bir normal açı yoktur ya) Cumhuriyetimize kaç yönden zarar veren, hatta onun bugününe ve yarınına kasteden bir sürü olay bize görünegeldiğinden daha acı, zannedegeldiğimizden daha korkunçtur.

Cumhuriyetimizin 55. yılında biz 55 metre yüksekliğinde, hem beyaz pırıl pırıl bir anıtın gölgesinde ve bu anıtın yaratıcısı olmanın keyfi içinde olmalıydık bugün.

Yaratıcısı olmanın bilincinde ama, keyfinde değiliz. Çünkü kendi yarattığımız iyiyi yine kendi yarattığımız kötüye karşı yeterince koruyamıyoruz.

"Türkiye Cumhuriyeti benim devletimdir, ne ben dokunurum, ne başkasına dokundururum. Onunla varım, onunla övünüyorum" diye içtenlikle haykıran 42 milyonluk bir koronun gür ve saygın sesini bakalım kaçıncı yıldönümümüzde duyacağız.

İşte o zaman şapkalar gerçekten çıkacak, başlar bizi gerçekten selâmlıyacaktır 

Kaynak: Tuborg Dergisi / Ünal Sarıhan