Haber: Editor Sekarya Bilge Kral Aliya
A+ A-
17 Ekim 2018 Çarşamba 23:00:10
304 kez okundu.
Fikir dünyamızda yaşaması ve fikirlerinin yaşanması gereken modern dünyanın filozofu. Sırplar onun fikirleriyle barış içinde yaşamayı tercih edeceklerine, Sırp Kasabı'nın sözlerine kapılıp ortaçağ karanlığından nasıl çıkamadıklarını göstermiş oldular?

Evet, Aliya Bilge kral olarak biliniyor ve anılıyor. Onu bilge seviyesine çıkartan hayatta yaşadıkları ve zorluklara karşı koyduğu davranışlardır, kin ve öfke duymadan, hep barıştan yana tavır koyan ama mücadeleden asla vazgeçmeyen, boyun eğmeyen davranışlar bütünü. Bilge Kral Aliya daha 24 yaşında İslâmcılık suçundan 5 yıl hapis yattı. Cezaevinden çıktıktan sonra önce hukuk, sonra ziraat fakültesini bitirdi. 25 yıl avukatlık ve bir inşaat firmasında yöneticilik yaptı. 1970 yılında İslâm Manifestosu adlı bir kitap yazdı. Bu kitap 1983'te kovuşturmaya uğradı. 12 Müslüman aydınla birlikte tutuklandı. 1950 öncesinde kurulmuş olan Miladi Müslümani adlı örgütü yeniden örgütlemek suçundan 14 yıl hapse mahkum edildi. Mahkumiyetini çekerken, Yargıtay bu cezayı 11 yıla indirdi. 1989 yılında Yugoslavya'nın dağılma süreci sırasında ilan edilen af sonucu özgürlüğüne kavuştu. 1990 yılında İslam Manifestosu'nu yeniden bastırdı. Bu kitap İzzetbegoviç'in siyasi kararlılığının ve mücadelesinin bir simgesi oldu.

Aliya kimdir?

Aliya İzzetbegoviç, 1925’te bugün Bosna-Hersek’in kuzeybatısında bulunan Bosanski Šamac kasabasında Dünya’ya geldi. Ailesi İslâmî duyarlılığa sahip bir aileydi. Ancak İzzetbegoviç, Müslümanları Avrupa’ya dışarıdan girmiş kimseler olarak gören bir çevrede yetişti. Saraybosna’da bir Alman lisesinde eğitim gördü. Bilime önem veren ve disiplinle çalışan bir öğrenci olarak tanındı.

Lise çağında üstün kabiliyetleriyle ve İslami konulara ilgisiyle öne çıktı. O dönemde bazı arkadaşlarıyla birlikte dinî konuları tartışmak amacıyla Miladi Müslümani (Müslüman Gençler Kulübü) adını verdikleri bir kulüp kurdu. Bu kulübü kurduğunda henüz 16 yaşındaydı, fakat oldukça etkin ve üretken bir düşünce kabiliyetine sahip olduğu gözleniyordu. Bu yüzden kurduğu kulüp bir düşünce kulübü olmaktan çıkarak aktivite kulübüne dönüştü. Dolayısıyla birtakım eğitim ve hayır faaliyetlerine öncülük etmeye başladı. Ayrıca genç kızlar için de ayrı bir birim oluşturdu. İkinci Dünya Harbi esnasında da ihtiyaç sahiplerine yardım etti.

İzzetbegoviç’in kurduğu Müslüman Gençler Kulübü oldukça önemli faaliyetler gerçekleştirdi. İkinci Dünya Harbi esnasındaki faaliyetleriyle de herkesin dikkatini çeken gözde bir oluşum hâline geldi. Ancak bu savaş esnasında tüm Yugoslavya, Almanların işgaline uğramıştı. Bu savaş esnasında Sırp Çetnikler Alman askerlerinin de desteğinden yararlanarak Bosna’da 100 bin Müslümanı öldürdüler.

13 Ocak 1946’da Yugoslavya yeniden bağımsızlığına kavuştu. Ancak bu bağımsızlık hareketinde Komünist Parti yanlıları önemli bir rol üstlendiklerinden bağımsızlık sonrasında da ülkede yönetimi ele geçirdiler. Ülkenin resmî statüsünü de federal cumhuriyetler birliği olarak belirlediler. Buna göre Yugoslavya altı federal cumhuriyet ile iki özerk bölgeden oluşacak, cumhuriyetlerden biri de Bosna-Hersek Cumhuriyeti olacaktı.

Komünist Dönemi

Komünist rejimin ülke yönetimini ele geçirmesiyle birlikte dinlerin toplumsal hayattaki varlığı giderek azaltıldı. İzzetbegoviç, politik İslam’ı savunduğundan ve ateizme karşı olduğundan komünist yöneticilerin en önemli hedeflerinden biriydi. Bu sebeple 1949’da İslamcılık suçlamasıyla hapse girerek beş yıl hapis cezası çekti.

İzzetbegoviç’in sıkıntıları 1953’te iktidara gelen Tito zamanında daha da arttı. Bu arada sistemin Müslümanların meseleleriyle ilgilenmesi üzere görevlendirdiği Hasan Duzu ile ilişki kurarak onunla irtibat halinde çalışmalar yürütmeye başladı.

Tito’nun 1974’te yeni bir anayasa hazırlamasından sonra yönetim din üzerindeki kontrolünü kısmen hafifleterek bazı geleneksel İslami kurumların yeniden işlev kazanmasına imkân sağladı. Bu yumuşama üzerine bazı camiler ve medreseler yeniden açıldı. Küçük çapta da olsa bir yumuşamayla bazı dinî kurumların yeniden hayata geçirilmesi Müslümanlar arasında hızlı bir İslami uzlaşıya zemin hazırladı.

1980’de Tito ölünce federasyon cumhurbaşkanlığı konusunda bir anlaşmazlık ortaya çıktı. Bunun üzerine altı federal eyaletin her birinin cumhurbaşkanının sırayla bir yıl federasyon cumhurbaşkanlığı yapması üzere anlaşma sağlandı. Bu gelişmeyle birlikte ülkede kısmen bir demokratikleşme sürecine girilmiş oldu. Çünkü federal eyaletlerde yönetime geçmek isteyenler siyasal partiler vasıtasıyla faaliyetler yürütebiliyorlardı. Buna bağlı olarak hürriyetlerde de bir genişleme oldu. İzzetbegoviç’in oğlu bu ortamdan yararlanarak babasının makalelerini bir kitapta toparlayıp, 1983’te “İslami Manifesto” adıyla yayınladı. İzzetbegoviç’in daha önce 1970’te de bu adla bir kitabı yayınlanmıştı. 1983’te söz konusu kitabın yayınlanması epey bir yankı uyandırdı. Hâkim sistem bu gelişmeye tahammül edemeyerek İzzetbegoviç’i Avrupa’nın ortasında radikal İslami bir cumhuriyet kurmak için çalışmakla suçladı ve tutuklattı. İzzetbegoviç, mahkeme önüne çıkarılıp “hakim sistemi değiştirmek ve Bosna-Hersek’i İslami devlete dönüştürmek için çalışmak”la itham edildi ve yargılamadan sonra 14 yıl hapis cezasına mahkûm edildi. Fakat bu mahkûmiyet onun kitabının bütün Bosna’da duyulmasını ve tesirini göstermesini sağladı. Müslümanlar muhtelif yollarla onun söz konusu kitabını temin etmeye çalışıyorlardı. Kitabın yazarının bu kitaptan dolayı hapiste olması okuyanların ruhlarındaki tesirinin daha da artmasına sebep oluyordu.

Bosna Hersek kötü talihini yeniyor.

1990’lı yıllara girildiğinde Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti içinde bir bağımsızlık hareketi baş gösterdi. Özerk cumhuriyetler birbiri ardından bağımsızlıklarını ilan ediyor ya da bu yönde niyetlerini ortaya koyuyorlardı. Bosna-Hersek de 1 Mart 1992’de gerçekleştirdiği referandum sonrasında bağımsızlığını ilan etti. Çünkü yapılan referandumda halkın % 62,8’i bağımsızlığı tercih etmişti. Ancak Sırplar hemen arkasından Bosna-Hersek yönetiminde söz sahibi olan Müslümanlara karşı savaş açarak yeni bir katliam hareketi başlattılar.

Hırvatistan ve Slovenya‘nın bağımsızlık mücadelesine destek olan Avrupa ülkeleri ve ABD ise Bosna-Hersek’i Sırp saldırıları karşısında yalnız bıraktılar. Bosna-Hersek Müslümanlarını en çok sıkıntıya sokan da, Avrupa’nın üçüncü büyük ordusu Yugoslavya Federal Ordusu‘nun Sırp çetnikleriyle birlikte hareket etmesi, onlara destek vermesiydi. Müslümanlarsa herhangi bir askerî destekten yoksun ve silah yönünden çok zayıftılar. Sonuçta Sırplar Bosna-Hersek’in önemli şehirlerini işgal ettiler. Bu işgal hareketi bir milyona yakın Müslüman’ı göçe zorladı. Sırplar işgal ettikleri yerlerde hem katliam hem de yıkım gerçekleştiriyorlardı. Özellikle camileri ve İslami izler taşıyan tarihî eserleri yıkmaya özen gösteriyorlardı.

Bosna-Hersek meselesinin çözümü için değişik tarihlerde gerçekleştirilen görüşmeler ve arabuluculuk çalışmaları da bir sonuç vermedi. 1994’ün sonuna gelindiğinde Bosna-Hersek’teki iç savaşın aldığı can sayısı 250.000’i, göçe zorladığı insan sayısı ise 1 milyonu aşmıştı.

Bosna-Hersek Cumhuriyeti cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç çok büyük askerî güce ve imkana sahip olan Sırplarla, her türlü askeri imkandan yoksun ve hiçbir dış desteğe sahip olmayan Bosna-Hersek halkını karşı karşıya getirmemek için önce oldukça temkinli bir politika izledi.

ABD Dayatması ile Dayton Anlaşması

Bosna-Hersek Müslümanlarının direnişlerine Müslüman halklar grubu sahip çıktı. İslam dünyasının muhtelif bölgelerinden gençler direnişçiler soykırıma dur demek için bu ülkeye gitti. Direniş ve savaş aynı zamanda Bosna-Hersek Müslümanları arasında İslami bilinçlenmenin artmasını da sağladı. Ancak ülke yönetimleri Bosna-Hersek Müslümanlarını büyük ölçüde yalnız bıraktılar. Katliamın son raddesine vardığı sırada da Sırpların isteklerini kabul etmeleri için Müslümanlara baskı yaptılar. İşte bu siyasi baskılar ve eşit olmayan savaş şartları karşısında İzzetbegoviç, önüne konulan anlaşmayı kabul etmiştir. Çünkü savaşın devam etmesi Bosna Müslümanlarının tam bir soykırımla karşı karşıya gelmeleri gibi sonucun doğmasına sebep olabileceğini düşünüyordu.

Neticede 1995’te ABD tarafından dayatılan Dayton Anlaşması‘nın imzalanmasıyla savaş sona erdi. Anlaşma Bosna-Hersek topraklarının % 51’ini Müslümanlara ve Hristiyan Hırvatlara, % 49’unu da Bosna-Hersek Sırplarına (veya bu ülkeye yerleşmiş Sırplara) veriyordu. Yönetimin de bu üç halk arasında paylaşılmasını şart koşuyordu. Anlaşmayla Amerika Birleşik Devletleri, aynı zamanda Müslümanlara ellerindeki silahları imha etmelerini ve ABD patentli silahları, yedek parçasız bir şekilde satın almalarını şart koştu.

Aliya'nın vefatı

Son günlerinde kendisi için büyük bir anıt mezar yapıldığını öğrenen Aliya, devlet yetkililerini bu projelerinden vazgeçirterek, şehitler arasında mütevazi bir mezarda gömülmek istediğini iletti. Talebi üzerine Aliya, Saraybosna‘daki Kovaçi Şehitliği‘nde kendisi için hazırlanan mezara defnedildi.

Merhum Aliya’nın, “Her şeye kadir olan Allah’a yemin ederim ki köle olmayacağız” şeklinde mezar taşında yazan sözü ise hayatı mücadele ile geçen liderin Boşnak halkına bıraktığı en önemli tavsiyelerinden biri olarak gösteriliyor. Bosna-Hersek Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç 19 Ekim 2003’te vefat etti. Yazarlık yönü de olduğu için kendisi “Bilge Kral” lakabı ile tanınmıştır. Hayatı boyunca Bosna Müslümanları için mücadele etmiştir.

Aliya Hakkında anlatılanlar

Bosna Hersek'in ilk Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç, vefatının 14'üncü yıl dönümünde Bağcılar Belediyesinin düzenlediği bir programla anıldı. Törende Boşnak bir genç, savaşta İzzetbegoviç'in en yakınında olan eski Savunma Bakanı Sakib Mahmuljin'e, "Bosna Hersek'in zararına olan Dayton Anlaşması'nı neden imzaladınız?" diye sordu. Emekli asker Mahmuljin, "ABD bizi 'Tepenize bombalar yağdırır size ambargo uygularız. Bizi dinlemezseniz Bosna ayakta kalmayacak' diye tehdit etti. O zamanlar güçsüzdük ve karşımızda dünyanın süper güçleri vardı. Bosna'nın ve Boşnakların geleceği için imzaladık" dedi.

Bağcılar Belediyesi tarafından ülkesinin bağımsızlığı için yaptığı mücadeleyle yakın tarihimize damga vuran Bosna Hersek'in ilk Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç için bir anma programı düzenlendi. Mehmet Akif Ersoy Kültür Sanat Merkezi'nde gerçekleştirilen "Vefatının 14'üncü yılında Bilge Kral Aliya İzzetbegoviç" isimli anma programında Boşnak liderin cesareti, düşünür ve siyasetçi kimliği konuşuldu.

Sanki bir fırtınada gemiyi karaya oturtmayan bir kaptan gibiydi

Araştırmacı yazar Nusret Sancaklı'nın moderatörlüğünü yaptığı anma töreninin özel konuklarından emekli General, Bosna Ordusu 3. Kolordu Komutanı, Eski Savunma Bakanı Sakib Mahmuljin, "Dava arkadaşım, kumandanım, liderim ve dostum" dediği Aliya İzzetbegoviç'i şöyle anlattı:

"Gerçek bir mümin ve iyi bir askerdi. Tek kelimeyle Boşnakların babasıydı. Yaşasaydı ve burada olsaydı bu söylediklerimden dolayı da bana kızardı o kadar da mütevazi bir insandı. Onunla çalışmak kolay bir şey değildi. O öyle bir kumandandı ki en zor zamanlarda bir kurtarıcı olarak ortaya çıktı. Sanki bir fırtınada gemiyi karaya oturtmayan bir kaptan gibiydi. 93'teki savaşta bin 400 tanka karşı bizim 5 tüfeğimiz vardı. Ancak o ve önderliğindeki Bosna halkı geri adım atmadı. Borudan bazukaların yaptığımızı görünce 'Biz bu savaşı kaybetmeyeceğiz' dedi ve öyle de oldu. Hiçbir şeyimiz yoktu ama bu savaşı biz kazandık. Kazanmanın dört nedeni var. Allah'a iman, birlik, teknolojik olarak aynı seviyede olmak ve ekonomik olarak güçlü olmak. Biz bunu Aliya sayesinde başardık. Savaş zamanında ve her zaman Türkiye'nin bize yardımları oldu. Biz Türkiye'yi bir büyük ağabey olarak görüyoruz."

Bosna'yı koruyun kollayın, Bosna size emanet!

İzzetbegoviç'in Müslüman halk için çalıştığını belirten Mahmuljin, "Müslüman halkı için çalıştı. Onun en büyük derdi o dönemde Müslümanların problemleriyle uğraşmaktı. Yıllarca hapis yattı ve sonra hastalandı. Başkan olunca istese kendisine eziyet eden herkesten intikam alırdı ancak o bu yolu seçmedi. O yine düşmanlarıyla anlaşmaya çalıştı. Kendisini uyardık 'size zarar verdiler' diye, ancak o 'Allah'ın önüne çıkacağız. İlahi adalet o zaman vuku bulacak' cevabını verdi. Bosna'yı bize emanet etti. 'Bosna'yı koruyun kollayın, Bosna size emanet' uyarısında bulundu" dedi.

İzzetbegoviç'in hasta olduktan sonra son nefesini verene kadar başucunda duran özel doktoru Prof. Dr. İsmet Gavrankapetanoviç de şunları söyledi:

"Aliya'nın olduğu ortamlarda hep İslam konuşulurdu. Herkes fikrini rahatça söyler, tartışmalar yaşanırdı. Ondan şu sözü çok duyardım 'İslam sanat gibidir onu hissetmek lazım'. Hastanedeki odası da çok mütevaziydi. Ziyarete gelenler odanın sadeliğini görünce çok şaşırırlardı. Yaşatmak için doktor olarak elimizden geleni yaptık. Onun için çabaladığımızı görünce 'Niye kendinizi yoruyorsunuz? Ha Ekim'de ölmüşüm ha Mayıs'ta. Olacak olan neyse olsun' derdi. Ölüme yakın Allah'a kavuşacağı için çok mutlu olduğunu gördüm. Ondan gerçek bir insanın nasıl olabileceğini öğrendim."

Bosna Hersek'in zararına olan Dayton Anlaşması'nı neden imzaladınız?

Konuşmaların ardından soru-cevap kısmına geçildi. Katılımcılar, Aliya İzzetbegoviç'le ilgili sorular yönlendirdi. Bir Boşnak genç, savaşı sıcağı sıcağına yaşayan eski Savunma Bakanı Sakib Mahmuljin'e, "Bosna Hersek'in zararına olan Dayton Anlaşması'nı neden imzaladınız?" diye sordu. Mahmuljin, "Dünyanın süper güçleri ne bizim ne de Sırp ve Hırvatların kazanmasını istemiyordu. Banya Luka'yı alacağımızı gören ABD 'Tepenize bombalar yağdırır size ambargo uygularız. Bizi dinlemezseniz Bosna ayakta kalmayacak' diye bizi tehdit etti. O zamanlar güçsüzdük ve karşımızda dünyanın süper güçleri vardı. Bosna'nın ve Boşnakların geleceği için imzaladık" diye cevapladı.

"Ben de Başkanınız Recep Tayyip Erdoğan'ın ellerinden öpüyorum"

Bir katılımcının, "Aliya İzzetbegoviç'in elinden tutan o mübarek ellerinizi öpüyorum" sözlerine duygulanan eski Savunma Bakanı Sakib Mahmuljin, "Ben de bizim sürekli yanımızda olan Başkanınız Recep Tayyip Erdoğan'ın ellerinden öpüyorum" şeklinde karşılık verdi.

Anma programına Bağcılar İlçe Kaymakamı Mustafa Eldivan, eski AK Parti Milletvekili Hüseyin Kansu, Bağcılar Belediye Başkan Yardımcısı Kenan Gültürk, Sudanlı tıp doktoru ve yazar Fatih Ali Hasaneyn Muhammed Şerif, Bosna Ordusu 3. Kolordu Komutanı, Eski Savunma Bakanı Sakib Mahmuljin, Prof. Dr. İsmet Gavrankapetanoviç, Bosna Sancak Derneği Başkanı Erol Sevim, sivil toplum kuruluşları ve vatandaşlar katıldı.

Aliya'nın zihinlere ve tarihe geçen sözleri

  • “Her şeye kadir olan Allah’a andolsun ki köle olmayacağız.”
  • Ölmeye hazır olan insanlar, ölmeye hazır olmayanlara karşı galip gelirler.”
  • “Savaşta büyük zulme uğradınız. Zalimleri affedip affetmemekte serbestsiniz. Ne yaparsanız yapın, ama soykırımı unutmayın. Çünkü unutulan soykırım tekrarlanır.”
  • “Bir kelimeyi hiç aklınızdan çıkarmayın: Devlet. Devletin ne kadar önemli olduğunu hepimiz idrak etmeliyiz. Devletsiz bir millet boşluğa düşer, rüzgârda savrulup gider.”
  • “Kabile ve ulusun dar sınırlarından kurtulmak için kendinizi Müslüman olarak düşünmeye başlayın.”
  • “Nefrete nefretle cevap vermeyin. Bosna için nefret çıkmaz sokaktır. Nefret sadece bizim ruhlarımızı zedelemiyor, Bosna’nın özünü de zedeliyor.”
  • “Hukuk benim için sadece meslek değil inancım, yaşam tercihim ve hayat felsefem.”
  • “Din hurafeleri yok etmezse, hurafeler dini yok eder.”
  • “Kur’an edebiyat değil, hayattır; dolayısıyla O’na bir düşünce tarzı değil, bir yaşama tarzı olarak bakılmalıdır.”
  • “Geleceğimizi geçmişimizde aramayacağız. Kin ve intikam peşinde koşmayacağız.”
  • “Ey teslimiyet, senin adın İslam’dır!”
  • “Hayat kısa sözüne hiç itibar etmedim. Çünkü yeterince uzun yaşadığımı düşünüyorum.”
  • “Ben Avrupa’ya giderken kafam önümde eğik gitmiyorum. Çünkü çocuk, kadın ve ihtiyar öldürmedik. Çünkü hiçbir kutsal yere saldırmadık. Oysa onlar bunların tamamını yaptılar. Hem de Batı’nın gözü önünde; Batı medeniyeti adına.”
  • “İnsan şahsiyetini alçaltan, onu eşyayla bir tutan her şey gayri insanidir.”
  • “Ben dindarlığımı annemin dindarlığına borçluyum.”
  • “Balığın suda yaşaması gibi dünyanın içinde yaşadığı çevre Kur’an ve İslâm’dır.”
  • “Müslümanların hızla artan büyük nüfusuyla övünmemiz, bana şişmanlığıyla övünen ve aldığı yeni kilolardan haz duyan bir adamı hatırlatıyor. Ruhumuza, akılımıza ve başarılarımıza vurgu yapmaya ne zaman başlayacağız? Küçük ve kırılgan bir insanda bile insanlığa katkıda bulunabilecek büyük bir ruh bulunabilir. Gücümüz, bilimimiz, edebiyatımız nerede? Nerede buluşlarımız, küllî iyiliğe katkılarımız?”